Bekir Yılmaz Yazdı: "İncitme...Küstürme...Hor Görme…"

Abone Ol

Kırmadan konuş, kırılmış bir kalbin sesini duymaya çalış.

Çünkü bazı yaralar görünmez; ama insanın içinde bir ömür kanar.

Şu üç günlük dünyada, bir insanın kalbine yük olma. Bir gönülde yara açma.

Çünkü insanın yüreği, dışarıdan görünmeyen bir âlemdir. Orada hangi acının, hangi sızının, hangi sessiz gözyaşının saklı olduğunu bilemezsin.

Hayat dediğin, avuçlarımızdan usulca kayan bir su misali…

Tutmaya çalıştıkça parmaklarımızın arasından süzülüp gidiyor.

Daha dün çocuktu ellerimizde büyüyenler…

Daha dün aynı sofrada ekmeği böldüklerimiz bugün uzaklarda…

Daha dün “Bir gün görüşürüz.” dediklerimizin bazıları, bugün yalnızca dualarımızda…

İnsan, zamanın kıymetini biraz da kaybettiklerinden sonra anlıyor.

Keşke diyor…

Keşke son konuşmamızda daha güzel bir söz söyleseydim.

Keşke kırıldığım yerde susmayı, kırdığım yerde özür dilemeyi bilseydim.

Keşke gururumu bir kenara bırakıp gönlünü alsaydım.

Ama hayat, bazı pişmanlıklara ikinci bir fırsat vermiyor.

Onun için incitme…

Bir insanın yüzüne baktığında, yalnızca yüzünü görme; taşıdığı hayatı gör.

Kim bilir kaç gece uykusuz kaldı, kaç acıyı içine gömdü, kaç kez “İyiyim.” deyip kendi içinde sessizce ağladı?

Her gülümseyen insanın gönlü bayram değildir.

Kimi insanlar vardır; yaralarını kimse görmesin diye yüzüne tebessüm takar.

Kimi insanlar vardır; içi kan ağlarken başkasının derdine çare olmaya çalışır.

Sen onun yarasını bilmiyorsan, yarasına dokunma.

Küstürme…

Çünkü gönül dediğin nazlıdır.

Bir kelimeyle açılır, bir kelimeyle kapanır. Bir selamla bahara döner, bir bakışla kışa kesilir.

Bazen insanın senden istediği ne para ne puldur…

Bir “Nasılsın?”dır.

Bir omuzdur.

Bir sıcak eldir.

“Ben buradayım.” diyebilmendir.

Anadolu insanı bunu bilirdi.

Bir tas çorbayı ikiye böler, ekmeğini paylaşır, kapısına geleni boş çevirmezdi.

Komşunun derdi kendi derdi sayılır, cenazede gözyaşı ortak akar, düğünde sevinç ortak yaşanırdı.

Çünkü bilirdi:

Gönül almak, dünyada bırakılabilecek en güzel izdir.

Hor görme…

Sakın bir insanı elindeki mala, oturduğu eve, giydiği elbiseye, makamına, mevkiine göre tartma.

Bugün sırtında yük taşıyanı yarın omuzlarında taşıyacak olan da hayatın kendisidir.

Bugün küçümsediğin insanın yarın duasına muhtaç olabilirsin.

Bugün elinden tutmadığın insanın yarın sana el uzatacağını kim bilebilir?

Dünya, kimsenin tapulu malı değildir.

Mal kalır…

Makam kalır…

Şöhret kalır…

İnsan gider.

Geriye yalnızca adı kalır.

Ve insanın adı, öldükten sonra bile başkalarının dilinde yaşamaya devam eder.

“İyi insandı.” desinler ardından.

“Gönül kırmazdı.”

“Darda kalanın yanında olurdu.”

“Kimseyi hor görmezdi.”

İşte insanın gerçek serveti budur.

Bir gün hepimiz bu dünyadan sessizce çekip gideceğiz.

Ardımızdan ne servetimizin büyüklüğü konuşulacak ne makamımızın yüksekliği…

Bir annenin duası, bir evladın gözyaşı, bir dostun “Ah, ne güzel insandı.” deyişi kalacak geriye.

Belki bir mezar taşında ismimiz yazacak.

Ama asıl mezarımız, bizi sevenlerin gönlü olacak.

İşte o gün anlayacağız:

Dünyada bir gönül kırmak ne kadar kolaymış…

Bir gönül kazanmak ne kadar büyük nimetmiş…

Öyleyse dostum;

Kırma…

Gönül al.

Öteleme…

Yanına çağır.

Küçümseme…

Değer ver.

Küsme…

Barış.

Çünkü ölümün kapısında ne gururun hükmü vardır ne de kırgınlığın.

Orada yalnızca helallik kalır.

Ve insanın dilinde tek bir cümle:

“Hakkınızı helal edin…”

Ne olur, o cümleyi söylemek için son günü bekleme.

Bugün ara.

Bugün sor.

Bugün gönlünü al.

Bugün “Hakkını helal et.” de.

Çünkü yarının garantisi yok.

Bugün varsın dostum…

Yarın belki yoksun.

Öyleyse bu kısa ömürde birbirimizin yüreğine diken değil, gül bırakalım.

Ardımızdan bir dua yükselsin.

Bir gönülde güzel bir hatıra kalsın.

Bir insan, adımızı duyduğunda yüzünde hüzün değil, tebessüm belirsin.

Çünkü dünya gelip geçer…

İnsan yaşlanır…

Zaman susar…

Ama iyilik unutulmaz.

Ve gönül kıran unutulsa bile, gönül alanın adı bir duada yaşamaya devam eder.

Unutma!

Her gönül bir emanet, her insan bir değerdir.