Bir şehri tanımak istiyorsanız önce caddelerine değil, insanlarının yüzüne bakın.
Çünkü şehirleri yaşatan beton değildir; insandır. Bir şehrin ruhu, yükselen binalarında değil, o binaların arasında yaşayan insanların umutlarında, alın terinde ve dualarında gizlidir.
Kahramanmaraş'ın ilçelerini dolaştıkça bunu daha iyi anlıyorum.
Elbistan'ın sokaklarında yürürken…
Afşin'de bir esnafın dükkânında çay içerken…
Ekinözü'nde emeklinin yüzünde…
Nurhak'ta üreticinin nasırlı ellerinde…
Göksun'da elma bahçelerinde alın teri döken çiftçinin bakışında…
Çağlayancerit'te ceviz üreticisinin sabrında…
Andırın'da orman köylüsünün emeğinde…
Pazarcık'ta depremin izlerini hâlâ yüreğinde taşıyan vatandaşın sessizliğinde…
Türkoğlu'nda fabrikasında, tarlasında ekmeğinin peşinde koşan işçinin gayretinde…
Dulkadiroğlu'nun tarih kokan sokaklarında…
Onikişubat'ın büyüyen mahallelerinde…
Aynı duyguyla karşılaşıyorum.
İnsanların beklentileri aslında birbirinden farklı değil.
Kimse ayrıcalık istemiyor.
Kimse imkânsızı talep etmiyor.
İstedikleri yalnızca dinlenmek…
Hatırlanmak…
Ve seçimden seçime değil, her zaman ulaşabilecekleri bir temsilci görebilmek.
İşte siyaset tam da burada başlar.
Ne televizyon ekranlarında…
Ne sosyal medyada paylaşılan gösterişli fotoğraflarda…
Ne seçim meydanlarında atılan sloganlarda…
Ne de yüksek duvarların, korumaların ve makam odalarının ardında…
Siyaset, milletin gönlünde yapılır.
Ne yazık ki bizde siyaset çoğu zaman sandık kurulunca başlıyor, sandıklar toplandıktan sonra ise unutuluyor.
Seçim öncesi her kapıyı çalanlar…
Her telefona cevap verenler…
Her düğüne, her cenazeye yetişenler…
Her sofraya misafir olanlar…
Milletin derdiyle dertlenenler…
Seçimden sonra adeta görünmez oluyor.
Telefonlar meşgul…
Kapılar kapalı…
Randevular haftalar, aylar sonrasına bırakılıyor…
Vatandaş ise ister istemez, "Acaba yanlış numarayı mı arıyorum?" diye düşünüyor.
Oysa değişen telefon numarası değil…
Değişen, makamın insana koyduğu mesafe oluyor.
Milletin verdiği oy, birilerine makam kazandırmak için değil; kendi sesinin Ankara'da duyulması için veriliyor.
Çünkü milletvekili demek, yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi sıralarında oturan kişi demek değildir.
Milletvekili; millet adına dinleyen…
Millet adına konuşan…
Millet adına çözüm arayan kişidir.
Vekâlet sadece bir yetki değildir.
Aynı zamanda ağır bir emanettir.
Milletin omuzlarında yükselip sonra o omuzları unutmanın adı siyaset olamaz.
Çünkü emanet taşımak, emanet sahibini unutmamaktır.
Bir milletvekilini büyük yapan, Ankara'daki makam odasının büyüklüğü değildir.
Makam aracının markası değildir.
Protokolde oturduğu sıra değildir.
Onu büyük yapan; Elbistan'da, Afşin'de, Ekinözü'nde, Nurhak'ta, Göksun'da, Çağlayancerit'te, Andırın'da, Pazarcık'ta, Türkoğlu'nda, Dulkadiroğlu'nda ve Onikişubat'ta vatandaşın gönül rahatlığıyla yanına yaklaşabilmesidir.
"Vekilim, bir derdim var." diyen insanı gerçekten dinleyebilmesidir.
Çünkü siyasetin en büyük makamı, milletin gönlünde kurduğu makamdır.
Bugün ekonomik sıkıntılar var.
Gençler iş bekliyor.
Esnaf siftah yapmanın hesabını yapıyor.
Çiftçi artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Üretici emeğinin karşılığını almak istiyor.
Depremin yaraları ise hâlâ tam anlamıyla sarılabilmiş değil.
Millet bugün sadece açıklama duymak istemiyor.
Yanında duran insanı görmek istiyor.
Siyaset sadece açılış törenlerinde kurdele kesmek değildir.
Acının olduğu yere gidebilmektir.
Eleştiriyi sabırla dinleyebilmektir.
Sitem edilen kapıyı da çalabilmektir.
Çünkü alkışın olduğu yerde bulunmak kolaydır.
Marifet, dert anlatılan sofraya da oturabilmektir.
6 Şubat depremleri bize çok şey öğretti.
Betonun değil insanın değerli olduğunu…
Gösterişin değil dayanışmanın kazandığını…
Makamların değil merhametin ayakta kaldığını…
Ve en önemlisi, zor gününde milletinin yanında duranların unutulmadığını…
Anadolu irfanı boşuna söylememiş:
"Gönül yapmak, Kâbe yapmaktan zordur."
Bir gönlü kırmak birkaç saniye sürer.
Ama kırılan bir gönlü onarmak bazen yıllar alır.
İşte siyasetin en büyük imtihanı da budur.
Milleti sadece seçim zamanı değil, her zaman hatırlayabilmek…
Oy isterken gösterilen samimiyeti görev süresi boyunca da sürdürebilmek…
Kapısını kapatmamak…
Telefonunu değiştirmemek…
Ulaşılmaz olmamak…
Çünkü millet unutmaz.
Kendisini arayanı da unutmaz…
Arkasını dönüp gideni de…
İnsanlar yapılan yolları da görür.
Hastaneleri de…
Okulları da…
Fabrikaları da…
Ama en çok kendilerine nasıl davranıldığını hatırlar.
Bir tebessümü…
Bir hâl hatır sormayı…
Samimiyetle sıkılan bir eli…
İçtenlikle uzatılan bir omzu…
Çoğu zaman bunlar, en büyük yatırımlardan bile daha kıymetlidir.
Bugün Kahramanmaraş'ın her ilçesinde aynı umudu görüyorum.
Üreten insan görüyorum.
Mücadele eden genç görüyorum.
Toprağından vazgeçmeyen çiftçi görüyorum.
Ayakta kalmaya çalışan esnaf görüyorum.
Alın teriyle ekmeğini kazanan işçi görüyorum.
Ve bütün zorluklara rağmen devletine, bayrağına ve geleceğine inanmaktan vazgeçmeyen büyük bir millet görüyorum.
Milletin beklentisi aslında çok sade.
Dinlenmek ister.
Anlaşılmak ister.
Unutulmamak ister.
Seçimden seçime değil, her zaman hatırlanmak ister.
Çünkü milletvekili yalnızca Ankara'nın vekili değildir.
Elbistan'ın da…
Afşin'in de…
Ekinözü'nün de…
Nurhak'ın da…
Göksun'un da…
Çağlayancerit'in de…
Andırın'ın da…
Pazarcık'ın da…
Türkoğlu'nun da…
Dulkadiroğlu'nun da…
Onikişubat'ın da vekilidir.
Kısacası Kahramanmaraş'ın her mahallesinin, her köyünün ve her insanının emanetini taşır.
Siyaset bir kariyer değildir.
Bir unvan değildir.
Bir fotoğraf karesi hiç değildir.
Siyaset; milletin emanetini omuzlarında taşırken, o emanetin sahibini hiçbir zaman unutmama sorumluluğudur.
Çünkü gün gelir…
Milletvekilliği biter…
Makamlar gider…
Rozetler çıkar…
Protokol sıraları değişir…
Ama bu millet değişmez.
Ve millet, kendisine tepeden bakanı da unutmaz…
Zor gününde yanında duranı da…
İşte gerçek siyaset budur.
Milletin önünde yürümek değil…
Milletle birlikte yürüyebilmektir.
Çünkü en büyük makam, Ankara'daki makam odaları değildir.
En büyük makam, milletin gönlünde var olabilmektir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yaklaşık 25 yıldır ortaya koyduğu gönül siyasetinde olduğu gibi. Milletimizin gönlünü kazanmak, siyasetin en büyük başarısıdır.