İlk bakışta mutfakla ilgili gibi görünen bu söz, aslında insan karakterini anlatan derin bir hayat dersidir. Maydanoz kararında olursa yemeğe lezzet katar; fazlası ise yemeğin tadını kaçırır. İnsan da böyledir. Yerinde söylenen söz yol gösterir, zamanında yapılan uyarı fayda sağlar. Ama her işe karışmak, her konuda hüküm vermek ve yapılan her çalışmada kusur aramak ne gönül kazandırır ne de topluma fayda sağlar.
Anadolu irfanı, konuşmaktan çok yapmayı; yargılamaktan çok anlamayı öğütler. Çünkü bilir ki insanı büyüten, dilinin uzunluğu değil; gönlünün genişliği ve emeğinin ağırlığıdır.
Mevlânâ'nın şu sözü bu gerçeği ne güzel ifade eder:
"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol."
Gerçek insan, yaptığı işle konuşur; sözüyle değil.
Köprü yapılır:
"Şurası eksik."
Yol yapılır:
"Daha iyisi olabilirdi."
Ağaç dikilir:
"Meyvesi neden yok?"
Bir hayır işi yapılır:
"Reklam için yaptı."
Sanki yapılan hiçbir iş takdiri hak etmiyormuş gibi...
Oysa başkasının kusurunu aramadan önce insan, kendi eksiklerine bakmalıdır.
Tam da bunu anlatan bir Nasreddin Hoca fıkrası vardır.
Bir gün Hoca evinin damını tamir ederken yoldan geçen herkes akıl vermeye başlar.
"Şuradan başla..."
"Kiremidi öyle koyma..."
"Çiviyi yanlış çakıyorsun..."
Hoca hepsini sabırla dinler. Sonra gülümseyerek:
"Siz de haklısınız."
Der ve dama çıkarak kendi bildiği gibi çalışmaya devam eder.
Çünkü akıl vermek kolaydır; çekiç tutmak zordur.
Bir başka gün Hoca'nın eşeği kaybolur.
Komşular hemen sıralanır:
"Kapıyı iyi kapatsaydın."
"İpi sağlam bağlasaydın."
"Daha dikkatli olsaydın."
Hoca gülümseyerek şu cevabı verir:
"İyi de kardeşlerim, eşeği çalanın hiç mi suçu yok?"
Bugün de çoğu zaman çözüm aramaktan çok suçlu arıyoruz.
Konuşuyoruz...
Yargılıyoruz...
Eleştiriyoruz...
Ama iş sorumluluk almaya gelince ortalık sessizleşiyor.
Rekabet kıskançlıkla değil, çalışarak olur.
Başkalarının yaptığı işi küçültmek kimseyi büyütmez.
Hacı Bektaş-ı Veli'nin şu sözü adeta bugünün insanına söylenmiştir:
"İncinsen de incitme."
Bir cümleyle insanların hevesini kırmak kolaydır.
Ama kırılan bir gönlü onarmak bazen yıllar alır.
Bugün iş hayatında, siyasette ve sosyal ilişkilerimizde yaşanan kırgınlıkların önemli bir kısmı; takdir etmeyi unutup eleştirmeyi alışkanlık hâline getirmemizden kaynaklanıyor.
Oysa samimi bir teşekkür bazen en büyük ödüldür.
Bir güzel söz, bir insanın bütün yorgunluğunu unutturabilir.
Atalarımız boşuna dememiş:
"Lafla peynir gemisi yürümez."
Gerçekten de memleket konuşarak değil, çalışarak güzelleşir.
Bir tuğla koyan, yüz tuğlanın eksiğini sayandan daha değerlidir.
Çünkü yapılan her iş, eksikleri olsa bile bir değerdir.
Hiç yapılmayan iş ise yalnızca konuşulmuş bir niyetten ibarettir.
Bir mum yakmak, karanlığa sövmekten daha faydalıdır.
Bir fidan dikmek, kuraklıktan yakınmaktan daha anlamlıdır.
Bir öğrenciye destek olmak, eğitimi eleştirmekten daha değerlidir.
Bir gönlü onarmak ise bin gönlü kırmaktan daha büyük bir iyiliktir.
Şimdi hep birlikte kendimize şu soruyu soralım:
"Ben bunun daha iyisi için ne yaptım?"
İşte cevabı vicdanımız verecektir.
Gerçekten katkımız varsa eleştirimizin de kıymeti vardır.
Ama sadece konuşuyor, hiçbir sorumluluk almıyorsak söylediklerimiz rüzgârın savurduğu kuru yapraklardan öteye geçmez.
Toplumlar kusur arayanlarla değil, çözüm üretenlerle yükselir.
Tarih; kenardan seyredenleri değil, taşın altına elini koyanları yazar.
Nasreddin Hoca'nın şu nüktesi de tam yerine oturur.
Bir gün Hoca'ya:
"Dünyanın merkezi neresidir?" diye sorarlar.
Hoca bastonunu yere vurur:
"İşte tam burası!"
"İnanmıyorsanız ölçün."
Kimsenin söyleyecek sözü kalmaz.
Çünkü bazı insanlar her konuda konuşur; ama hiçbir konuda sorumluluk almaz.
Bilgelik ise her soruya cevap vermek değil, doğru zamanda doğru sözü söyleyebilmek; gerektiğinde de susmasını bilmektir.
Öyleyse gelin...
Her işe maydanoz olanlardan olmayalım.
Gölge etmeyelim; omuz verelim.
Heves kırmayalım; umut olalım.
Kusur aramak yerine çözüm üretelim.
Takdir etmeyi cimrilik, eleştirmeyi marifet sanmayalım.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimizin kusurunu aramak değil, birbirimizin omzuna dostça dokunup içtenlikle: "Ben de varım, birlikte başaracağız." diyebilmektir.
Kusur arayanlar yalnızca gürültü bırakır.
Çözüm üretenler ise iz bırakır.
Unutmayalım...
İnsanlar söyledikleri sözlerle değil, yaptıkları güzel işlerle hatırlanırlar.
Tarih de en çok; bahane üretenleri değil, sorumluluk üstlenip taşın altına elini koyanları yazar.