Yazıma Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şu anlamlı hadis-i şerifiyle başlamak istiyorum:
“Kınamayınız; kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.”
Bu hadis-i şerif, insanın başkalarını yargılarken, eleştirirken ve özellikle de küçümserken ne kadar dikkatli olması gerektiğini hatırlatıyor.
Çünkü hayat, insana ne getireceğini önceden haber vermiyor.
Bugün başkasında gördüğümüz, eleştirdiğimiz veya kınadığımız bir durum, yarın bizim imtihanımız olabilir. İnsan, bazı şeylerin gerçek ağırlığını ancak yaşayarak anlayabiliyor.
Atalarımız da aynı hayat tecrübesini şu anlamlı sözle dile getirmiş:
“Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.”
Bu söz yalnızca sofradaki ölçüyü değil, hayattaki ölçüyü de anlatır. İnsan, geleceği hakkında kesin hükümler vermemeli; başına gelmeyecekmiş gibi konuşmamalıdır.
Şartlar değişir, zaman değişir, insan değişir.
Çünkü büyük sözün yükü ağırdır.
Hayat bazen insanı hiç beklemediği sınavlarla karşı karşıya bırakır.
Bu yüzden:
“Ben olsam asla yapmam.”
“Benim başıma gelmez.”
“Ben hiçbir zaman o duruma düşmem.” gibi kesin cümleler kurarken iki kez düşünmek gerekir.
Çünkü insan, yarının kendisine ne getireceğini bilemez.
Başkasının yaşadığı bir sıkıntıya tepeden bakmak yerine, onun hâlini anlamaya çalışmak daha doğru ve daha insani bir davranıştır.
Kınadığımız bir durumun yarın bizim imtihanımız olmayacağının hiçbir garantisi yoktur.
MAKAM DEĞİŞİR, İNSANLIK KALIR
İnsanın makamı, parası, gücü, şöhreti veya sahip olduğu imkânlar onu diğer insanlardan üstün kılmaz.
Bugün sahip olduğumuz imkânlar yarın elimizde olmayabilir. Makamlar değişir, görevler sona erer, insanlar yükselir ve yeniden sıradan hayatlarına dönerler.
Asıl mesele, insanın eline imkân geçtiğinde nasıl davrandığıdır.
Gerçek büyüklük, başkalarını küçültmekle değil; insanlara değer vermekle ölçülür.
Dün aynı sofrada oturduğu, aynı yollardan geçtiği, aynı sıkıntıları yaşadığı insanları bugün makamı, parası veya çevresi değişti diye küçümsemek, insanın kendi geçmişine de haksızlık etmesidir.
İnsan nereden geldiğini unutmamalıdır.
Çünkü insanın değeri, sahip olduklarının çokluğuyla değil; sahip oldukları karşısında insanlığını koruyabilmesiyle ölçülür.
KUSUR ARAMAK KOLAY, ANLAMAK ZORDUR
Bir insanın kusurunu görmek kolaydır. Zor olan, onu anlamaya çalışmaktır.
Hepimizin yanlışları, eksikleri ve pişmanlıkları olabilir. Kimi zaman yanlış karar verir, kimi zaman hayatın yükü altında zorlanır, kimi zaman da yeniden ayağa kalkmak için zamana ihtiyaç duyarız.
Bu yüzden bir insanı tek bir hatasıyla değerlendirmek doğru değildir. Çünkü herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardır.
İnsanı yargılamak kolaydır; anlamak ve kazanmak ise gönül ister.
Belki de gerçek olgunluk, başkasının kusurunu aramadan önce kendi kusurlarımıza bakabilmektir.
BÜYÜK KONUŞMADAN ÖNCE DÜŞÜNELİM
İnsan bazen söylediği bir sözün karşısındaki kişide nasıl bir iz bırakacağını düşünmez.
Bir dost meclisinde, bir masa etrafında yapılan sohbetin sıcaklığına kapılıp söylenen küçümseyici bir söz, alaycı bir ifade veya gereğinden fazla iddialı bir cümle o anda basit görünebilir.
Tıpkı Hz. Ali’nin şu anlamlı sözünde olduğu gibi:
“Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir; ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.”
Ama söz ağızdan çıktıktan sonra geri dönmez.
Bazen bir insanı kaybetmek için büyük bir kavga gerekmez.
Yerinde söylenmeyen tek bir söz, yılların dostluğuna gölge düşürebilir.
Bu nedenle dost meclislerinde insanları birbirinden uzaklaştıran değil, birbirine yaklaştıran sözler söylemek gerekir.
Bu nedenle insan, söyleyeceği sözü iyi düşünmelidir.
Böyle düşündüğümüzde, birçok kırıcı söz daha dilimizden çıkmadan içimizde kalır.
Özellikle kesin konuşurken daha dikkatli olmalı, sözlerimizi ölçerek söylemeliyiz.
Hayatın ne getireceğini bilmeden söylenen sözler, insanı bir gün kendi cümleleriyle karşı karşıya bırakabilir.
Bugün eleştirdiğimiz, küçümsediğimiz veya kınadığımız bir durum, yarın bizim sınavımız olabilir.
Büyük söz söylemek kolaydır; o sözün altında kalmamak zordur.
Bu yüzden sözümüz ölçülü, tavrımız mütevazı olmalıdır.
İnsan haklı olsa bile karşısındakini incitmeden konuşmanın bir yolunu aramalıdır. Çünkü bazı gönülleri kazanmak yıllar sürer; kırmak ise bazen tek bir cümleye bakar.
ÖNCE KENDİMİZE BAKALIM
Yanlış yaptığında “Ben hata yaptım.” diyebilmek, gerektiğinde özür dilemek ve aynı yanlışı tekrar etmemek gerçek bir olgunluktur.
Kendini kusursuz gören insan gelişemez. Başkasının hatasına bakıp kendisini üstün görmek de insanı olgunlaştırmaz.
Hayat bize her gün yeni bir şey öğretiyor.
Bazen yaşadıklarımızla, bazen gördüklerimizle, bazen de başkalarının hayatından aldığımız derslerle…
Bu yüzden insanın zaman zaman kendisiyle baş başa kalıp bir muhasebe yapması gerekir.
Çünkü insan, başkasının hatasını görmekten önce kendi hatasıyla yüzleşebildiğinde olgunlaşır.
İnsanın kendisiyle yaptığı bu muhasebe, belki de hayatın en değerli derslerinden biridir.
Ve unutmayalım:
Kimseyi kınamayalım.
Kimseyi hor görmeyelim.
İnsanları sözlerimizle kırmayalım.
Yanlış yaptığımızda özür dileyelim.
Büyük sözler söylemekten kaçınalım.
Çünkü insanı büyüten; makamı, parası, gücü veya şöhreti değildir.
İnsanı büyüten, insanlara nasıl davrandığıdır.
İnsan, geride bıraktığı makamlarla değil; gönüllerde bıraktığı izlerle hatırlanır.
Geriye insanın sözü, ahlakı, vefası ve bıraktığı güzel iz kalır.