Nasıl bir zamana denk geldik, gerçekten bilmiyorum.
Bazen şöyle bir kenara çekilip etrafı seyretmek istiyorum.
Şu koskoca dünyada neyi bölüşemiyoruz?
Toprağı mı?
Ekmeği mi?
Suyu mu?
Gökyüzünü mü?
Yoksa birbirimizin hayatını mı?
Her gün yeni bir kötülük haberiyle uyanıyoruz. Cinayetler, kavgalar, dolandırıcılıklar, hileler, tehditler, şiddet…
Liste uzayıp gidiyor.
İnsan bazen haber okumaktan değil, insanın insana yaptıklarını görmekten yoruluyor.
Herkes kendi gemisini yüzdürme derdinde.
Eyvallah…
İnsan elbette kendi hayatını kurtarmaya, ailesini korumaya, ekmeğini kazanmaya çalışacak.
Ama bunu yaparken neden başkasının gemisini batırmak zorunda?
Neden birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekiyor?
Neden bir başkasının hakkını yemeden kendi hakkımızı alamayacağımıza inanıyoruz?
Asıl mesele burada başlıyor galiba.
Birbirimize Tahammülümüz Kalmadı
Eskiden bir insanın yüzüne bakardık.
Şimdi telefon ekranına bakıyoruz.
Eskiden kapı çalardık.
Şimdi mesaj atıyoruz.
Eskiden “Nasılsın?” diye sorardık ve cevabını gerçekten merak ederdik.
Şimdi “Nasılsın?” bile çoğu zaman alışkanlıktan söyleniyor.
Birbirimize tahammülümüz azaldı.
Birbirimizi dinlemiyoruz.
Anlamaya çalışmıyoruz.
Hemen kızıyoruz.
Hemen hüküm veriyoruz.
Hemen ötekileştiriyoruz.
Sanki herkes birbirinin rakibi.
Sanki hayat kocaman bir yarış ve öne geçebilmek için yanımızdakini geride bırakmamız şart.
Oysa hayat yarış değil ki…
Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz.
Ve günün sonunda hepimizin gideceği yer belli.
Gelelim Şu Domatese…
Her zaman söylediğim bir şey var.
İnsanlar domatesin domates gibi kokmadığından şikâyetçi.
Yahu insan insan gibi davranmıyor ki domatesin nesine şaşırıyorsun?
Domatesi o hale getiren de insan değil mi?
Daha fazla kazanç…
Daha fazla üretim…
Daha hızlı tüketim…
Daha güzel görüntü…
Daha uzun raf ömrü…
Sonra domatesin kokusu neden yok diye şaşırıyoruz.
Belki de mesele domateste değildir.
Belki mesele bizdedir.
İnsan insanlığından uzaklaşınca domates neden domates gibi koksun?
Doğadan aldığımızı değiştirdik.
Soframızı değiştirdik.
Şehrimizi değiştirdik.
İlişkilerimizi değiştirdik.
En sonunda kendimizi de değiştirdik.
Sonra dönüp “Nerede o eski günler?” diye soruyoruz.
Eski günler belki de bir yere gitmedi.
Biz onlardan uzaklaştık.
Kötülük Daha Çok Görünüyor
Ama bütün bunları söylerken bir şeyi de unutmamak lazım.
Kötülük var, evet.
Hem de fazlasıyla var.
Fakat iyilik de var.
Hem de düşündüğümüzden çok daha fazla.
Sadece iyilik sessiz.
Kötülük bağırıyor.
Bir cinayet olduğunda herkes duyuyor.
Bir kavga olduğunda herkes izliyor.
Bir dolandırıcılık olduğunda herkes konuşuyor.
Ama bir insanın hiç tanımadığı birine yardım etmesi çoğu zaman kimsenin umurunda olmuyor.
Bir esnafın borçlu müşterisine “Canın sağ olsun, sonra ödersin” demesi manşet olmuyor.
Bir gencin yaşlı bir insanın poşetlerini taşıması haber değeri taşımıyor.
Bir öğretmenin öğrencisi için gecesini gündüzüne katması birkaç dakikalık videoya sığmıyor.
Bir annenin komşusunun çocuğuna kendi çocuğu gibi sahip çıkması sosyal medyada gündem olmuyor.
Ama bunların hepsi oluyor.
Her gün oluyor.
Hem de sandığımızdan daha fazla oluyor.
İyiler Hâlâ Var
Bir deprem olduğunda insanlar birbirini tanımadan yardıma koşuyor.
Bir yangın çıktığında elinden geleni yapan insanlar çıkıyor.
Bir sokak hayvanı için kapısının önüne su koyanlar var.
Bir öğrencinin eksik ihtiyacını sessizce tamamlayanlar var.
Bir hastanın yanında sabahlayanlar var.
Bir yetimin başını okşayanlar var.
Bir çocuğa umut olanlar var.
Bir başkasının derdini kendi derdi gibi görenler var.
Bunları da konuşalım.
Çünkü kötülüğü sürekli gösterip iyiliği sürekli görmezden gelirsek, bir süre sonra hepimiz dünyanın tamamen kötü olduğuna inanmaya başlayacağız.
Oysa değil.
Dünya kötülerin dünyası değil.
Dünya, iyilerin sesini biraz daha fazla yükseltmesi gereken bir dünya.
Belki biraz yavaşlamamız gerekiyor.
Her şeye yetişmeye çalışırken insanlığımızı kaçırıyoruz.
Daha çok kazanayım derken daha az paylaşır hale geliyoruz.
Daha çok tüketeyim derken daha az şükrediyoruz.
Daha çok konuşurken daha az dinliyoruz.
Daha çok görünür olmaya çalışırken daha az samimi oluyoruz.
Belki bir gün durup kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ben bugün bir insanın hayatını kolaylaştırdım mı, yoksa zorlaştırdım mı?
Cevabı güzel bir soru bu.
Çünkü insan bazen dünyayı değiştiremeyebilir.
Ama bir insanın dünyasını değiştirebilir.
Bir güzel sözle…
Bir tebessümle…
Bir yardımla…
Bir özürle…
Bir affedişle…
Umudumuzu Kaybetmeyelim
Ben hâlâ umutluyum.
Çünkü kötülük ne kadar çoğalırsa çoğalsın, iyilik tamamen kaybolmuyor.
Bir yerde bir çocuk hâlâ masumca gülüyor.
Bir yerde bir baba hâlâ evladının başını okşuyor.
Bir yerde bir anne hâlâ sofrasındaki ekmeği bölüşüyor.
Bir yerde bir öğretmen hâlâ bir çocuğun hayatına dokunuyor.
Bir yerde bir insan, hiçbir karşılık beklemeden başka bir insana el uzatıyor.
Demek ki umut var.
Hem de var.
Belki bizim yapmamız gereken, kötülüğün sesinden biraz uzaklaşıp iyiliğin sessizliğini duymaya çalışmak.
Çünkü iyi insanlar da var.
Çok iyi insanlar var.
Sadece onlar reklamını yapmıyor.
Ve Son Bir Şey…
Şu koskoca dünyada gerçekten neyi bölüşemiyoruz?
Biraz daha merhametli olsak ne kaybederiz?
Biraz daha adil olsak?
Biraz daha paylaşsak?
Birbirimizi biraz daha dinlesek?
Birbirimizin yarasına tuz basmak yerine merhem olsak?
Ne kaybederiz?
Belki hiçbir şey.
Belki aksine çok şey kazanırız.
Çünkü sonunda hepimiz aynı toprağa döneceğiz.
Bunu bile bile birbirimizin kalbini kırmanın, hakkını yemenin, hayatını zorlaştırmanın ne anlamı var?
Ben yine de bekleyeceğim.
İnsanın yeniden insan olmasını…
Vicdanın yeniden kıymet kazanmasını…
Komşuluğun yeniden hatırlanmasını…
Merhametin yeniden güçlenmesini…
Çocukların korkmadan büyümesini…
Ve bir gün, bir yerlerde birinin domatesi eline alıp:
“İşte bu domates gerçekten domates gibi kokuyor.”
demesini…
Ama biliyorum ki bunun için önce domatesin değişmesi gerekmiyor.
Önce insan değişmeli.
İnsan yeniden insan gibi davranmalı.
Çünkü insanlığımızı kaybedersek;
domatesin kokusundan şikâyet etmenin de,
dünyanın neden kötüye gittiğini sormanın da
pek bir anlamı kalmıyor.
Bakalım…
Belki de aradığımız güzel dünya, bizden çok uzakta değildir.
Belki sadece hepimiz kendi içimizdeki iyiliği biraz daha büyütmeliyiz.
Umudumuzu kaybetmeden…
Çünkü dünya hâlâ güzel.
İnsan da hâlâ iyi olabilir.
Yeter ki insan, yeniden insan olmaya karar versin.
Tekrar görüşmek üzere…
Hepinize iyi insanlar diliyorum…