Son yıllarda kamuoyuna yansıyan çocuk cinayetleri ve çocukların karıştığı ağır suçlar, toplumun vicdanında derin yaralar açıyor. Her yeni haber, yalnızca bir ailenin değil, bütün bir toplumun kaybı anlamına geliyor. Bu acı tabloyu yalnızca “münferit olaylar” olarak görmek, sorunun köklerine inmeyi engelliyor. Oysa çocuklara yönelik ve çocuklar tarafından işlenen suçlar; sosyal, ekonomik, psikolojik ve hukuki birçok başlığın kesiştiği ciddi bir alarm zili niteliği taşıyor.

Neden Artıyor?

Uzmanlar, artışın tek bir sebebe indirgenemeyeceği konusunda hemfikir.

Çocuk cinayetlerinin önemli bir kısmı, çocuğun en güvende olması gereken yer olan evin içinde yaşanıyor. Şiddetin normalleştiği, ihmalin görmezden gelindiği aile yapıları, çocuklar için büyük risk oluşturuyor. Ekonomik sıkıntılar ise aile içi gerilimi artırıyor; çocuklar bu gerilimin en savunmasız hedefi haline geliyor.

Fail profillerine bakıldığında ciddi ruh sağlığı sorunları, alkol ve uyuşturucu kullanımı dikkat çekiyor. Erken teşhis ve tedavi mekanizmalarının yetersizliği, geri dönülmez sonuçlara yol açabiliyor. Bunun yanında çevrenin, okulun ve komşuların fark ettiği risklerin zamanında ilgili kurumlara bildirilmemesi ya da bildirildiği halde geç müdahale edilmesi, felaketlerin önünü açabiliyor.

Çocuk Suçlular Gerçeği: Görmezden Gelinemeyecek Bir Başlık

Son dönemde dikkat çeken bir diğer önemli tablo ise suça sürüklenen çocuklar. Cinayet, cinsel saldırı ve ağır şiddet vakalarında çocuk faillerin sayısındaki artış, meselenin yalnızca “mağdur çocuk” boyutuyla ele alınamayacağını gösteriyor.

Birçok çocuk suçlu, şiddetin sıradanlaştığı ortamlarda büyüyor. Aile içi şiddet, ihmal, yoksulluk, eğitimden kopuş, sokak kültürü ve suçla iç içe geçmiş çevreler, çocukları erken yaşta suça itiyor. Çocuk yaşta maruz kalınan şiddet, ilerleyen yıllarda şiddet uygulayan bir profile dönüşebiliyor.

Burada kritik soru şudur:
Bir çocuğu suç işlediği noktaya getiren süreçte kimler, hangi aşamada sorumluluk aldı ya da almadı?

Çocuk suçlular meselesi, sadece ceza hukukunun değil; sosyal politikaların, eğitim sisteminin ve aile yapısının da sınavıdır.

Çözüm Yolları Nereden Başlamalı?

Çocuk cinayetleri ve çocuk suçlularla mücadele, yalnızca cezaları artırmakla çözülebilecek bir mesele değildir. Bütüncül ve önleyici bir yaklaşım şarttır.

Okullar, aile hekimleri, sosyal hizmetler ve kolluk kuvvetleri arasında güçlü bir erken uyarı ve veri paylaşım ağı kurulmalıdır.

Risk altındaki çocuklar, suç işlenmeden önce tespit edilmelidir.

Dezavantajlı ailelere ekonomik ve psikolojik destek erişilebilir hale getirilmelidir.

Ruh sağlığı hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı; madde bağımlılığıyla mücadelede etkin ve zorunlu rehabilitasyon modelleri uygulanmalıdır.

“Beni ilgilendirmez” anlayışı terk edilmeli; ihbar mekanizmaları etkin ve güvenilir hale getirilmelidir.

Yargılama Süreci: Adaletin İnce Çizgisi

Çocuklara karşı işlenen suçlarda ve çocuk faillerin yer aldığı davalarda yargılama süreci, toplumun adalet duygusunu doğrudan etkiliyor. Kamuoyu çoğu zaman haklı bir öfkeyle “en ağır ceza” çağrısı yapıyor. Ancak burada iki hassas denge bulunuyor:

Bir yandan indirimler, geciken yargılamalar ve “iyi hal” tartışmaları adalete olan güveni zedeliyor. Diğer yandan failin ruh sağlığı, yaşı ve tekrar suç işleme riski bilimsel raporlarla net biçimde ortaya konmalı. Ancak bu değerlendirmeler, ne mağdurun adaletini zedelemeli ne de cezadan kaçış yoluna dönüşmelidir.

Çocuklara yönelik suçlarda hızlı yargılama, caydırıcı cezalar ve mağdur odaklı hukuk yaklaşımı artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aynı şekilde suça sürüklenen çocuklar için de ceza kadar rehabilitasyon esaslı bir adalet anlayışı gereklidir.

Son Söz

Her çocuk cinayeti ve her suça sürüklenen çocuk, “bir daha olmaması” gereken bir kırılma noktasıdır. Bu mesele yalnızca adli değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir meseledir. Devletin kurumları, sivil toplum, medya ve bireyler olarak hepimize düşen sorumluluk vardır.

Çocukları koruyamayan, onları suça iten şartları ortadan kaldıramayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz. Artık soru şudur:
Bir sonraki acı haberi beklemek yerine, bugün ne yapacağız?