Bazen bir kelime, bir bakış ya da küçücük bir fikir ayrılığı insanları birbirinden uzaklaştırmaya yeter. Aynı gökyüzünün altında yaşadığımızı, aynı toprağı ve hayatı paylaştığımızı unutur; çözülmesi gereken bir meseleyi, kimin haklı çıkacağına dair bir ego yarışına dönüştürürüz.

Oysa mesele haklı çıkmak değil, doğruyu bulabilmek; birbirimizi yenmek değil, birbirimizi anlayabilmektir.

İşte tam da bu noktada sormak gerekiyor:

SEN Mİ, BEN Mİ, BİZ Mİ?

Mesele ne sen ne de ben… Mesele, hepimizin ortak aklı, vicdanı ve birlikte yaşama kültürüdür.

SEN, BEN DERKEN BİZİ KAYBETMEYELİM!

Günümüzdeki en büyük sorunlarımızdan biri, fikir ayrılıklarını kişisel hesaplaşmalara dönüştürmemizdir. Bir konu tartışılırken akıl geri çekiliyor, ego kürsüye çıkıyor. Artık düşüncenin doğruluğundan çok, kimin söylediği önem kazanıyor.

Sevdiğimizin yanlışını görmezden geliyor, sevmediğimizin doğrusunu kabul etmekte zorlanıyoruz. Sanki doğruların da bir partisi, bir akrabalık bağı, bir kimliği varmış gibi!

Oysa doğru, söyleyenin kimliğine göre değişmez; yanlış da yakınımız söyledi diye doğruya dönüşmez.

Bir tartışmada karşımızdakini susturmak, haklı olduğumuz anlamına gelmez. Bazen en yüksek ses, en zayıf düşüncenin gürültüsüdür.

Ego öne geçtiğinde akıl geri planda kalır; insan kendi düşüncelerine öylesine kapılır ki hatalarını bile göremez hâle gelir.

İnsan hata yapabilir. Önemli olan, hatasında ısrar etmek değil, yanıldığını anlayınca bunu kabul edebilmektir. Ne var ki bazılarımız için özür dilemek, sanki dünyanın en zor işi!

Oysa olgunluk, her tartışmayı kazanmakta değil, gerektiğinde kendi yanlışını kabul edebilmektedir.

HERKES KONUŞUYOR, PEKİ KAÇ KİŞİ DİNLİYOR?

Sosyal ilişkilerimizde çoğu zaman karşımızdakini anlamaktan çok, kendi düşüncemizi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Bazen söylenenleri sonuna kadar dinlemeden hüküm veriyor, yeterince düşünmeden karar alıyor, bilmeden yorum yapıyoruz.

Sanki herkesin elinde görünmez bir haklılık terazisi var; herkes kendini haklı, karşısındakini haksız görüyor ve son sözü söyleme arzusundan bir türlü vazgeçmiyor!

Oysa sağlıklı iletişimin temelinde dinlemek, anlamaya çalışmak ve karşılıklı saygı vardır. Eleştirmekle karalamayı, itiraz etmekle kırıp dökmeyi birbirine karıştırmamalıyız. Çünkü söz ağızdan çıktıktan sonra geri alınamasa da bıraktığı iz uzun süre kalabilir.

SİYASETTE, TOPLUMDA, HAYATIN HER ALANINDA…

Bir hizmet yapılıyor, hizmetin faydasından önce kimin yaptığı konuşuluyor. Bir başarı elde ediliyor, ortak emeğin üzerine kişisel imzalar atılmak isteniyor. Bir yanlış ortaya çıkıyor, çözüm aramak yerine suçlu aranıyor.

Bazen de yıllarca aynı sofraya oturmuş insanlar, küçücük bir anlaşmazlık yüzünden birbirine yabancılaşıyor.

Peki, buna değer mi?

Atalarımız boşuna dememiş: “Birlikten kuvvet doğar.”

Birlik, herkesin aynı şeyi düşünmesi değil; farklı düşüncelere rağmen ortak bir amaç etrafında buluşabilmesidir.

Siyasette de ölçümüz kişiler değil, ilkeler olmalıdır. Bizden olanın yanlışını görmezden gelip başkasının doğrusunu küçümsersek adaleti değil, tarafgirliği büyütürüz.

Bu nedenle kendimize şu soruyu sormalıyız: Bir düşünceyi gerçekten doğru olduğu için mi savunuyoruz, yoksa bizim düşüncemiz olduğu için mi doğru kabul ediyoruz?

Ortak akıl, herkesin kendi fikrinden vazgeçmesi değil; kendi düşüncesini sorgulamaya ve başkasının fikrini değerlendirmeye açık olmasıdır. Önemli olan kimin kazandığı değil, hep birlikte doğruya ulaşabilmektir.

SON SÖZ: SEN DEĞİL, BEN DEĞİL; BİZ!

Hayat kısa, zaman kıymetli, insan ilişkileri korunmaya değer.

Haklı çıkmak uğruna dostlukları tüketmeyelim. Fikirlerimizi savunurken vicdanımızı susturmayalım. Bazen bir adım geri çekilmenin yenilgi değil, olgunluk olduğunu unutmayalım.

Bir toplumun gücü, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklı düşüncelere rağmen ortak iyilik için birlikte hareket edebilmesindedir.

Senin aklın, benim tecrübem, onun emeği ve ötekinin vicdanı birleştiğinde hepimizin tek başına ulaşamayacağı bir değer ortaya çıkar.

Mesele senin kazanman değil, benim kaybetmem de değil…

Mesele; doğrunun, hakkaniyetin ve vicdanın kazanmasıdır.

Mesele, “Ben söyledim, benim dediğim olacak!” demek değil; “En doğrusu neyse, gelin birlikte bulalım!” diyebilmektir.

Çünkü sen tek başına sen, ben tek başıma ben olabilirim. Ama birbirimizi dinlediğimizde, anladığımızda ve ortak bir amaçta buluştuğumuzda BİZ oluruz.

MESELE SEN DEĞİL, BEN DEĞİL… MESELE BİZ!

Selam olsun egosunu aklının önüne koymayanlara, yanıldığında bunu kabul edebilenlere ve haklı çıkmaktan önce doğruyu arayanlara…