Geçen hafta iki ayrı görüşmedeydim. Biri büyük bir belediyenin başkan yardımcısıyla, diğeri elli kişi çalıştıran bir üretici firmayla. İkisi de neredeyse aynı cümleyi kurdu: "Ertuğrul Bey, biz de şu yapay zeka işine girelim, bir program alalım da başlasın."
Tam orada durdum. Çünkü yapay zeka bir program değil. Yazıcı alır gibi alıp köşeye koyamazsınız. Aldığınız an çalışan bir makine değil; doğru sorulması, doğru yönlendirilmesi, sürekli beslenmesi gereken bir akıl.
Bugün size bunu anlatacağım: neden artık her belediyenin ve her büyük şirketin, alıp rafa kaldıracağı bir araca değil, o aracı işe çalıştıracak bir yapay zeka danışmanına ihtiyacı var.
Araç Var, Kullanan Yok
Açık konuşalım. Yapay zeka araçları artık herkesin elinde. Ücretsiz, bir tık uzakta. Peki sonuç? Şirketlerin yalnızca yüzde 15'i yapay zekayı gerçekten üretime geçirebilmiş durumda. Yani denemiş, oynamış, ama işine kalıcı olarak katmış olan sadece bu kadar. Daha çarpıcısı, kurumların sadece beşte biri bu sistemleri yönetecek bir düzen kurabilmiş.
Geri kalanı ne yapıyor? Bir uygulama indiriyor, iki hafta heyecanlanıyor, sonra unutuyor. Tıpkı spor salonu üyeliği gibi. Almak kolay, devam etmek zor.
Sorun teknolojide değil. Sorun, o teknolojiyi kurumun gerçek işine bağlayacak aklın olmamasında.
Devlet Bile "Bu İşe Girin" Diyor
Bu bir moda değil. Devletin kendisi kurumları bu yöne itiyor. TÜBİTAK'ın 2026 Kamu Yapay Zekâ Ekosistemi çağrısı açıldı; amaç kamu kurumlarının yapay zekayı süreçlerine sokması. Kişisel Verileri Koruma Kurumu, etken yapay zeka için ayrı bir rehber yayınladı. Belediyelerin uyması gereken mevzuatı madde madde tarayan yapay zeka uygulamaları çıktı.
Yani çerçeve hazır, kapı açık. Eksik olan tek şey, o kapıdan içeri girip kurumu yönetecek kişi.
Neden "Bir Kişi" Şart?
Yapay zekaya "işimize yarayan bir şeyler yap" demek, yeni işe aldığınız bir çırağa "hadi çalış" demek gibidir. Çırak yetenekli olabilir. Ama ona ne yapacağını, hangi malzemeyi kullanacağını, nereye dikkat edeceğini anlatmazsanız ortaya yarım bir iş çıkar.
İşte yapay zeka danışmanı tam burada devreye giriyor. O kişi, kurumun hangi sürecinin en çok para ve zaman kaybettirdiğini görür, doğru aracı seçer, sistemi kurar, çalışanlara öğretir ve sonucu ölçer. Bir defalık değil, sürekli. Çünkü bu teknoloji her ay değişiyor; bir kişinin bunu takip etmesi, kurumun tamamının peşinden koşmasından çok daha ucuz.
Büyük şirketler bunu çoktan anladı; ya kadrolarına aldılar ya da sürekli danışmanlık anlaşması yaptılar. Şimdi sıra, geç kalmak istemeyen belediyelerde ve orta ölçekli firmalarda.
Yarın Sabah Yapabilecekleriniz: 5 Adım
Adım 1: Tek bir süreç seçin. Tüm kurumu değil. Sadece en çok zaman kaybettiren tek işi belirleyin. Belediyede vatandaş başvurularının yönlendirilmesi, fabrikada stok ve sipariş takibi olabilir.
Adım 2: O sürece tek bir sorumlu atayın. Kurum içinden meraklı bir kişi ya da dışarıdan bir danışman, fark etmez. Önemli olan, sorumluluğun bir kişide olması. Herkesin işi, hiç kimsenin işidir.
Adım 3: Ölçülebilir bir hedef koyun. "Yapay zeka kullanalım" hedef değildir. "Başvuru yanıt süresini iki günden iki saate indirelim" hedeftir.
Adım 4: Haftalık ritim kurun. Haftada bir saat. Ne denendi, ne işe yaradı, ne yaramadı. Düzenli takip olmadan hiçbir sistem yaşamaz.
Adım 5: Danışman seçerken sertifikaya değil sonuca bakın. Önemli olan duvardaki belge değil, daha önce gerçekten bir kurumda sistem kurmuş, sonucu rakamla göstermiş olması. Sahada üretmiş biri ile kurs bitirmiş biri aynı şey değildir.
Yapay zekayı satın almak kolay. Asıl zor olan, onu işinize çalıştıracak aklı bulmak. Ve o akıl bir programda değil, bir kişide olur.
Belediyeniz ya da şirketiniz için sormanız gereken soru "hangi programı alalım" değil. "Bu işi kim yönetecek?"
Ertuğrul Akben
Yapay Zeka & Sistem Stratejisti
ertugrulakben.com