İnsanlık tarihinde bazı günler vardır ki yalnızca takvim yapraklarında yer alan bir tarih olmanın ötesine geçer; geçmişin hatıralarını, inancın derin izlerini ve toplumların ortak değerlerini aynı potada buluşturur. İşte Muharrem ayının onuncu günü idrak edilen Aşure Günü de böylesine müstesna zamanlardan biridir. Asırlardır gönüllerde manevi bir iklim oluşturan bu mübarek gün, sabrın, şükrün, paylaşmanın ve kardeşliğin en güzel sembollerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

Yüce dinimiz İslam'ın dört haram ayından biri olan Muharrem ayı, hicri yılın başlangıcı olması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayı “Allah'ın ayı” olarak nitelendirmiş; Muharrem ayında tutulan orucun ve yapılan ibadetlerin faziletine dikkat çekmiştir. Bu mübarek ay, müminlere hayat muhasebesi yapmayı, nefislerini gözden geçirmeyi, Rabbine yönelerek tövbe ve istiğfarla gönüllerini arındırmayı hatırlatmaktadır.

Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure Günü ise İslam tarihinde birçok önemli hadisenin yaşandığı mübarek bir zaman dilimi olarak kabul edilmektedir. Rivayetlere göre Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesinin kabul edilmesi, Hz. Nuh'un (a.s.) tufandan kurtulması, Hz. İbrahim'in (a.s.) ateşten selamete çıkması, Hz. Musa'nın (a.s.) Firavun'un zulmünden kurtularak Kızıldeniz'i geçmesi gibi pek çok ilahi lütuf bu günde tecelli etmiştir. Bu yönüyle Aşure Günü, Allah'ın rahmetinin ve yardımının kullarına ulaştığı müstesna günlerden biri olarak gönüllerde yer edinmiştir.

Aşurenin ortaya çıkışına dair anlatılan en bilinen rivayetlerden biri de Hz. Nuh'un (a.s.) gemisiyle ilgilidir. Tufanın ardından gemide kalan son erzakların bir araya getirilmesiyle hazırlanan aşure, zamanla bereketin ve şükrün sembolü hâline gelmiştir. Farklı tatların aynı kazanda buluşarak eşsiz bir lezzete dönüşmesi, aslında insanlığa verilmiş büyük bir mesajdır. Çünkü hayatın güzelliği de farklılıkların çatışmasında değil, uyum içinde bir araya gelmesinde saklıdır.

Aşure yalnızca bir tatlı değildir; o, paylaşmanın somutlaşmış hâlidir. Bir tas aşure bazen bir komşuluk bağını güçlendirir, bazen bir gönül kırgınlığını onarır, bazen de ihtiyaç sahibi bir insanın yüzünde tebessüme dönüşür. Bu nedenle aşure kazanlarında kaynayan sadece buğday, nohut veya fasulye değildir; sevgi kaynar, muhabbet kaynar, kardeşlik kaynar.

Ecdadımız bu güzel geleneği yüzyıllar boyunca büyük bir hassasiyetle yaşatmıştır. Evlerde pişirilen aşureler komşulara dağıtılmış, büyüklerin duaları alınmış, ihtiyaç sahipleri gözetilmiş ve kapılar hayır niyetiyle çalınmıştır. Böylece aşure, sadece damakları tatlandıran bir ikram olmaktan çıkmış; toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın ve komşuluk hukukunun güçlü bir sembolü haline dönüşmüştür.

Bugün ne yazık ki dünya; savaşların, zulümlerin, ayrışmaların ve kardeş kavgalarının gölgesinde zorlu bir süreçten geçmektedir. İnsanlık, teknolojide büyük mesafeler kat etmesine rağmen merhamet, paylaşma ve birlikte yaşama kültürü konusunda ciddi imtihanlar vermektedir. İşte böyle bir dönemde Aşure Günü'nün taşıdığı mesajlar çok daha büyük anlam kazanmaktadır. Çünkü paylaşmak sadece eldeki nimeti bölüşmek değil; sevgiyi çoğaltmak, gönülleri birleştirmek ve insanlar arasında görünmez köprüler kurabilmektir.

Muharrem ayı aynı zamanda İslam tarihinin en acı hadiselerinden biri olan Kerbela'yı da hatırlatmaktadır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sevgili torunu Hz. Hüseyin Efendimizin ve beraberindeki masumların uğradığı zulüm, asırlardır Müslümanların yüreğinde derin bir sızı olarak yaşamaktadır. Kerbela, yalnızca bir matem değil; hakka bağlılığın, adalet uğruna fedakârlığın, sabrın ve teslimiyetin sembolüdür. Bu yönüyle Muharrem ayı bizlere zulmün karşısında durmayı, hakkın yanında saf tutmayı ve vicdanlarımızı diri tutmayı öğretmektedir.

Bugün bizlere düşen görev; Aşure Günü'nün ve Muharrem ayının taşıdığı manevi mesajları hayatımıza taşımaktır. Kırgınlıkları bir kenara bırakmak, dargın gönülleri barıştırmak, büyüklerimizi ziyaret etmek, ihtiyaç sahiplerinin elinden tutmak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek bu günlerin en güzel bereketidir. Çünkü insanı yücelten, sahip olduklarının çokluğu değil; paylaşabildiklerinin büyüklüğüdür.

Unutmayalım ki bereket paylaşıldıkça çoğalır, sevgi paylaşıldıkça büyür, kardeşlik yaşatıldıkça güçlenir. Aşure Günü bizlere aynı sofranın etrafında toplanabilmeyi, farklılıklarımızla zenginleşebilmeyi ve ortak değerler etrafında kenetlenebilmeyi öğretmektedir. Bugün bir tas aşure ikram ederken aslında gönüllerimizi de birbirimize açıyor, muhabbet tohumları ekiyor ve toplumsal birlikteliğimizi güçlendiriyoruz.

Rabbim bizleri birlik ve beraberlikten ayırmasın. Muharrem ayının ve Aşure Günü'nün ülkemize, milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa huzur, sağlık, bereket ve hayırlar getirmesini nasip eylesin. Kalplerimize iman, hayatlarımıza istikamet, sofralarımıza bereket ve gönüllerimize kardeşlik duyguları lütfeylesin.

Bu duygu ve düşüncelerle Muharrem ayının ve Aşure Günü'nün hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyor; tüm hemşehrilerime, aziz milletimize ve İslam âlemine sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.