Sosyal Medyanın Aynasında Değişen Doğrular İnsanoğlunun en dikkat çekici çelişkilerinden biri şudur:

Dün söylediğini bugün unutmak, dün övdüğünü bugün eleştirmek…

Dün yanlış dediğine bugün “aslında o kadar da kötü değilmiş” diyebilmek...

Bazen insan kendi kendine sormadan edemiyor:

“Dün kötü dediğimiz bir şey, bir anda nasıl iyi oldu?”

Değişen gerçekler mi, yoksa insanların olaylara bakış açısı mı?

Günümüzde çoğu zaman değişen hakikat değil; hakikate bakan gözler oluyor.

Çünkü bazı insanlar için ölçü, doğru ya da yanlış olmaktan çıkıyor; kimin söylediği daha önemli hale geliyor.

Yakınındaki biri hata yaptığında hemen savunma başlıyor:

“Onun mutlaka bir bildiği vardır.”

“Yanlış anlaşılmıştır.”

“O öyle biri değildir.”

Ama aynı sözü sevmediği biri söylediğinde yorum bir anda değişiyor:

“Bunun altında başka bir hesap vardır.”

“Bunu niye şimdi söyledi acaba?”

“Kesin bir amacı vardır.”

Oysa sözün doğruluğu, söyleyen kişinin kimliğine göre değişmez.

Aynı cümle... Aynı kelime... Aynı düşünce...

Ama söyleyen kişi değişince, değerlendirme de değişiyor.

Sosyal medya bunun en açık örneklerini her gün önümüze seriyor.

Sevdiğimiz bir insan bir düşünce paylaştığında:

“Ne güzel ifade etmiş.”

“Yine doğru söylemiş.”

“Ağzına sağlık.”

Ama aynı düşünceyi farklı biri dile getirdiğinde:

“Gündem olmaya çalışıyor.”

“Bunun amacı ne?”

“Kesin altında başka bir şey var.”

Sanki bazı insanlar önce yazıya değil, yazanın kim olduğuna bakıyor:

“Bunu kim yazmış? Önce ona bakalım, sonra karar veririz.”

Oysa fikirlerin kimlik kartı yoktur.

Doğrunun bir tarafı, yanlışın bir adresi olmaz.

Eskiler boşuna:

“Doğru eğrilmez, altın paslanmaz.” dememişler.

Fakat bugün bazı teraziler var ki hassas ayarlı değil, kişiye özel ayarlı çalışıyor.

Dostunun yanlışına “insanlık hali” diyenler, sevmediği kişinin doğrusuna bile kusur arayabiliyor.

Bazen kazanan hakikat değil, kendine yakın olandır.

Sosyal medya da zaman zaman düşünce paylaşma alanı olmaktan çıkıp, alkış toplama yarışına dönüşüyor.

Bir insanın fikri, kendi çevresinden destek görüyorsa doğru kabul ediliyor; farklı bir çevreden geliyorsa sorgulanıyor.

Oysa farklı düşünmek düşmanlık değildir.

Bir yazıya katılmamak saygısızlık değildir.

Eleştiri, insanı küçültmez; aksine düşünceyi olgunlaştırır.

Çünkü fikirler sadece övgüyle değil, eleştiriyle de gelişir.

Ancak günümüzde bazı insanlar kendilerini gösteren aynaları seviyor.

Kusurunu gösteren aynaya kızıyor, kendisini güzel gösteren aynaya ise hayranlık duyuyor.

Eskiden büyüklerimiz:

“Adamın sözü senettir.” derdi.

Bugün ise bazı sözlerin ömrü, sosyal medyada yapılan bir paylaşım kadar kısa olabiliyor.

Dün savunulan bugün unutuluyor.

Dün söylenen bugün inkâr ediliyor.

Sorulduğunda ise çoğu zaman şu cümle geliyor:

“Ben onu öyle demek istememiştim.”

Belki de insan hafızası gerçekten ilginç çalışıyor.

Bazıları geçmişini unutmaz; sadece işine gelmeyen sayfaları hatırlamaz.

Oysa insanın gerçek değeri, herkes alkışlarken değil; kimse alkışlamazken de doğru bildiğinin arkasında durabilmesidir.

Çünkü karakter, rüzgâra göre yön değiştiren bir bayrak değildir.

Karakter; insanın yalnız kaldığında bile koruduğu duruştur.

Sonuçta gerçek değişmez:

İyi, dün de iyiydi; bugün de iyidir.

Kötü, dün de kötüydü; bugün de kötüdür.

Değişen çoğu zaman gerçekler değil, insanların gerçeklere bakışıdır.

Kimi insan hakikati arar...

Kimi insan ise sadece işine gelen hakikati bulmaya çalışır.

Rüzgârın yönü değişebilir.

Ama kökü sağlam olan ağaç, her esintide başka yöne eğilmez.

Her rüzgârda yön değiştirenin adı karakter değildir.

O sadece zamanın ve gündemin peşinden sürüklenen bir yapraktır.

Unutmayalım:

Adalet terazisi öyle bir terazi olmalı ki, kefesine sevdiğimizi koyunca başka, sevmediğimizi koyunca başka tartmamalı.

Dün doğru olanı bugün inkâr etmemeli, Çünkü çoğu zaman değişen gerçek değil, gerçeğe bakışımızdır. Hakikat zamana göre değişmez. Değişen, sadece ona bakan gözlerdir.