Para mı? Hayır... Para kaybolur, yeniden kazanılır. Zaman mı? Belki biraz… Ama insan bazen yıllarını kaybetse de bir anın içinde yeniden doğabilir. İmkân mı? Hayır... İmkânlar hiç olmadığı kadar çoğaldı. Uzaklar yakın oldu, hayaller kolaylaştı, dünya avuçlarımızın içine sığdı.

İnsan en çok huzuru kaybetti.
Çünkü huzur, sahip olmakla değil; yetinmekle, anlamakla ve şükretmekle ilgilidir.
Huzuru olmayanın parası olsa da bir şeye yaramaz. Çünkü para cüzdanı doldurur, huzur ise kalbi. Kalbi eksik olanın, elindeki hiçbir zenginlik tam değildir. Dünyanın bütün servetine sahip olsa bile, gece başını yastığa koyduğunda içi daralıyorsa, aslında hâlâ aradığı en değerli şeyi bulamamıştır. Huzur, satın alınamayan en büyük zenginliktir.
Ne yazık ki çoğu insan, huzuru zenginlikte arıyor daha çok kazanınca, daha çok servete kavuşunca, daha büyük bir eve sahip olunca, daha lüks arabaya binince, daha yüksek bir makama ulaşınca huzuru bulacağını sanıyor. Oysa huzur, elde ettiklerimizin sonunda değil; elimizdekilerin değerini fark ettiğimiz anda başlar. Yetinmeyi bilen bir gönül, azla da huzurlu olabilir. Anlamayı bilen bir kalp, kırgınlıkların içinde bile merhamet bulabilir. Sadeleşmeyi bilen bir ruh ise dünyanın karmaşası içinde kendine ait bir sessizlik kurabilir.

Bir insanın gerçek serveti nedir diye sorsalar, çoğumuzun aklına evler, arabalar, makamlar ve unvanlar gelir. Çünkü dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren bize başarının ve zenginliğin ölçüsünün bunlar olduğu öğretilir.
Hayat bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha çok kazan, daha çok sahip ol, daha yükseğe çık... Fakat bazen insanın ihtiyacı olan şey daha fazlası değil, daha az yük taşımaktır. Çünkü kalbi ağırlaştıran şey eksiklikler değil, bitmek bilmeyen arzuların yüküdür. İnsan her şeye sahip olabilir ama yine de huzursuz olabilir; çünkü huzur, dışarıda bir yerde bulunacak bir şey değil, insanın kendi içinde kurduğu dengedir.

İnsan, bazen koca bir servetin içinde kendini yoksul hisseder; bazen de cebinde çok az parayla dünyanın en huzurlu insanı gibi yaşar. Çünkü huzur, ne kadar şeye sahip olduğumuzla değil, sahip olduklarımızın ne kadarının gönlümüzü doyurduğuyla ilgilidir. Sevildiğini bilmek, özlendiğini hissetmek, birinin hayatında güzel bir iz bırakabilmek; işte bunlar ömür bittiğinde bile değerini kaybetmeyen hazinelerdir.
Yıllar geçtikçe anlarız ki en değerli şeyler satın alınamaz. Bir annenin içten duası, bir babanın sessizce omzumuza koyduğu güven veren eli, zor zamanlarımızda yanımızda duran gerçek dostlar, sevdiğimiz insanların sağlığı ve bir akşam vakti içimizi kaplayan huzur... Bunların hiçbirinin fiyatı yoktur. Çünkü gerçek huzur, banka hesaplarında değil; kalbimizin taşıdığı güzelliklerde saklıdır.


İnsan yoruldu...
Sürekli güçlü görünmekten, sürekli yetişmeye çalışmaktan, sürekli daha iyisini istemekten yoruldu. Kalbi dinlenmek isterken zihni yoruldu. Ruhu huzur ararken dünya ona daha fazla gürültü sundu. İnsan, ulaşamadıklarının peşinden koşarken sahip olduğu güzelliklerin değerini kaybetti. Belki de insanın kaybettiği şey para değil, zaman değil, imkân hiç değil. İnsan en çok kalbinin huzurunu kaybetti.
Eskiden insanlar daha az şeye sahipti belki ama birbirlerine daha çok sahip çıkarlardı. Bir kapının çalınması, bir dostun hâl hatır sorması, aynı sofrada edilen birkaç samimi sohbet, insanın yorgun kalbini iyileştirmeye yeterdi. Şimdi ise herkes birbirine ulaşabiliyor ama kimse gerçekten birbirine dokunamıyor. Mesajlar çoğaldı, muhabbet azaldı. Kalabalıklar arttı, aidiyet duygusu azaldı.

Ve ne acıdır ki, dünyanın bütün serveti bir araya gelse, gece başını yastığa koyduğunda hissettiğin o derin huzurun yerini dolduramaz.
Çünkü gerçek huzur; çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarıyla gönlünün huzur bulabilmesidir. İnsan bazen her şeye sahip olur ama kendini kaybeder. Asıl yoksulluk da işte o zaman başlar. Çünkü huzurunu kaybeden bir insanın, gerçekte kazandığı hiçbir şey yoktur.
Günün sonunda geriye ne kadar kazandığımız değil, ne kadar huzurla yaşadığımız kalır.

Huzur da tam olarak burada başlar: Yetinmeyi ve şükretmeyi bilen bir kalpte, anlayışla bakan bir gözde ve sadeleşerek özüne dönebilen bir ruhta... Çünkü insanın en büyük huzuru, sahip olduğu mal, mülk, mevkii, makam değil, içindeki sessizliğin huzura dönüşebildiği o güzel dengedir.