Bazı gerçeklerin bilinmesi açısından, bu haftaki köşe yazıma zaman zaman kulağımıza gelen bir söz üzerinden başlamak istiyorum:
"Ben aday olmasam seçimi kazanamazdık, bu kadar oy alamazdık."
Bu düşünceyi dile getiren bazı belediye başkanlarına ve milletvekillerine ben de şunu söylemek isterim:
Kerameti kendinizde aramayın; Eğer gerçekten bu desteğin şahsınıza verildiğine inanıyorsanız, yüreğiniz yetiyorsa bir sonraki seçimde bağımsız aday olun da görelim.
O zaman milletin kimi tercih ettiğini, kime ne kadar teveccüh gösterdiğini daha net görürüz.
Çünkü bu millet sandığa gittiğinde yalnızca şahıslara oy vermiyor. Milletimiz; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu siyasi vizyona, liderliğine, hizmet anlayışına ve milletle kurduğu güçlü gönül bağına oy veriyor.
Milletimizin sandıkta tecelli eden iradesini hiç kimse kendi kişisel başarısı olarak görmemelidir. Seçim kazanmak kadar, kazanılan desteği koruyabilmek de önemlidir. Siyasette asıl mesele, elde edilen sonucu kişisel bir başarı hikâyesine dönüştürmek değil; milletin emanet ettiği güvene layık olabilmektir.
Seçimlerin üzerinden üç yılı aşkın bir süre geçti.
Hayat kendi akışında devam ediyor. Çarşılar açılıyor, dükkânlar kapanıyor, tarlalar sürülüyor, çocuklar büyüyor. Emekliler ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor, gençler iş bulma umuduyla kapı kapı dolaşıyor. Ancak bütün bu hayat telaşı içinde toplumun büyük bir kesiminde sessizce büyüyen bir duygu var: “KIRGINLIK”
Çünkü vatandaşın beklentisi yalnızca hizmet değildir. İnsanlar dinlenmek, hatırlanmak ve kendilerine ulaşılabilir bir muhatap bulmak istiyor. Yol yapmak, bina yapmak, proje üretmek elbette önemlidir; fakat gönüllere dokunamadıktan sonra yapılan hizmetlerin etkisi eksik kalır.
Biz bu şehrin insanlarıyız. Siyaseti ekranlardan, kahvehane köşelerinden değil, sahanın içinden öğrendik. Mahalle toplantılarında, teşkilat çalışmalarında, kapı kapı dolaşırken insanların gözlerinin içine bakarak öğrendik. Bu yüzden bu şehrin insanının neye değer verdiğini de çok iyi biliriz.
Seçim çalışmalarının ne kadar büyük emek istediğini en iyi sahada görev yapanlar bilir. Yağmur altında afiş asanlar, gece yarılarına kadar çalışan teşkilat mensupları, sabahın erken saatlerinde seçim bürolarını açanlar ve bir oy daha kazanabilmek için kilometrelerce yol gidenler... Seçimler yalnızca adayların değil, görünmeyen binlerce partilinin fedakârlıklarıyla kazanılır.
Seçim dönemlerinde sıkça duyduğumuz sözler vardır:
"Her zaman yanınızdayız."
"Kapımız sonuna kadar açık."
"Ne zaman isterseniz ulaşabilirsiniz."
Vatandaş bu sözlere inanır. Çünkü inanmak ister. Kendisine oy verdiği insanların yalnızca seçim zamanı değil, her zaman yanında olmasını bekler.
Fakat aylar geçer, yıllar geçer.
Bir gün gerçekten ihtiyacı olur.
Belki işsiz kalan evladı için bir kapı çalmak ister.
Belki sağlıkla ilgili bir sorununu anlatmak ister.
Belki de yalnızca sesini duyurmak...
Telefon açılır, cevap alınamaz.
Mesaj gönderilir, karşılık gelmez.
İşte kırgınlık tam da burada başlar.
Çünkü mesele telefon değildir.
Mesele cevapsız kalmaktır.
Anadolu insanı sessizdir ama hafızası güçlüdür. Kimin kendisini dinlediğini de hatırlar, kimin yüz çevirdiğini de... Kimin zor gününde yanında olduğunu da unutmaz, olmadığını da... Siyasette en büyük yanılgılardan biri, seçmenin yalnızca seçimden seçime düşündüğünü sanmaktır. Oysa vatandaş her davranışı kaydeder. Samimiyeti de kaydeder, ilgisizliği de...
Çünkü seçmen sadece kulağıyla değil, kalbiyle de karar verir.
Bugün birçok vatandaşın içinde büyüyen duygu öfke değildir.
Kırgınlıktır.
Öfke ses çıkarır.
Kırgınlık ise susar.
Ama sessizce birikir.
Ve günü geldiğinde sandığa gider.
İşte o gün yalnızca oy kullanılmaz; aynı zamanda bir muhasebe yapılır. Verilen sözler, kurulan ilişkiler, gösterilen ilgi ve sergilenen tavırlar yeniden değerlendirilir.
Çünkü sandık yalnızca siyasi partileri ve adayları tartmaz.
Vefayı tartar.
Samimiyeti tartar.
Sadakati tartar.
Kibri tartar.
İlgiyi tartar.
İlgisizliği tartar.
Bu nedenle siyaset yapan herkesin zaman zaman kendisine şu soruları sorması gerekir: Seçim döneminde elini sıktığımız insanları bugün de hatırlıyor muyuz?
Derdini dinlediğimiz vatandaşları bugün de dinliyor muyuz?
Kapısını çaldığımız evlere seçim dışında da uğrayabiliyor muyuz?
Çünkü temsil etmek yalnızca makam sahibi olmak değildir. Temsil etmek; insanların sevincinde bulunmak, acısında yanında durmak ve ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olmaktır.
Yarın yine seçimler olacak.
Meydanlar yeniden kurulacak.
Mikrofonlar yeniden açılacak.
Yeni sözler verilecek.
Ancak seçmen bu kez yalnızca söylenenleri değil, geçen yılları da hatırlayacak.
Cevapsız kalan mesajları...
Açılmayan telefonları...
Kapısı çalınmayan evleri...
Çünkü vatandaşın gözünde siyaset, her şeyden önce güven işidir.
Ve unutulmamalıdır ki sandık bazen rakamların anlatamadığını anlatır, anketlerin göremediğini gösterir.
Çünkü sandık bazen oyları değil; İnsanların kalbinde biriken duyguları da tartar.