Yazımın başında peşinen söyleyeyim, halkın iradesi ile seçilen sorumluluğunun bilincinde olan çalışma arkadaşları ile istişare eden ve görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan, Sayın Belediye Başkanlarımıza,

, idarecilerimize söyleyecek hiçbir sözümüz olmadığı gibi bilakis kendilerine teşekkür ediyoruz, takdir ediyoruz.

İstişare sünnettir, istişare’nin Türkçesi, ehline danışmaktır.
Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden, dikkatinden kaçmayan, yazılı ve görsel yayın organlarında yer alan, sosyal medya mecralarında yapılan paylaşımları okuyoruz, izliyoruz ve görüyoruz. Bende gündemi takip eden biri olarak bu yazıyı kaleme aldım.
31 Mart 2024 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçimlerinde göreve gelen bazı Belediye Başkanları çalışma arkadaşları ve yetkili organları ile istişare etmeden, değerlendirme yapmadan ahbap-çavuş ilişkisiyle akrabalarını, yakınlarını başkan yardımcısı, şirket yönetim kurulu üyesi ve birim müdürü yaparak gerek kendine oy veren seçmenlerin, gerekse kamuoyunun tepkisini çekti. Bilerek veya bilmeyerek yaptığınız bu yanlışlar kamu vicdanında büyük rahatsızlıklara yol açtı. Kusura bakmayın ama bu seçmen size yakınlarınızı, eşinizi, dostunuzu akrabalarınızı işe alın diye oy vermedi. Seçildiğiniz İl’e İlçe’ye hizmet edin diye oy verdi. “Mahkeme kadıya mülk değil” sözü o kadar güzel anlatıyor ki hiç kimse bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalmaz. 5 yıl çok çabuk geçer hem de göz kapayıp açıncaya kadar. Günü geldiğinde sizi o makama getiren seçmen makamdan indirmesini de bilir. Bunun canlı örneklerine hepimiz şahit olduk ve yaşadık. Son pişmanlık fayda etmiyor. Bir an önce bu yanlışlarınızdan vazgeçin. Ben yaptım oldubitti diyenleri gördük. Hiç birinin ne halkta karşılığı var, nede esameleri okunuyor.

Pir Sultan Abdal'ın "Ne kadar bilsen de bilene danış” sözünden hareketle;
Hep aynı kişilerle görüşür, hep aynı kanallardan bilgi alırsanız bir süre sonra bakar kör olursunuz! İdarecinin diyalog kanalları hep açık olmalı. İstişareden uzak kalmamalı. Eğer yeniliklere açık değilseniz, çağın değiştiğinin farkına bile varamazsınız. Tartışmadan, uzlaşmadan doğruyu bulamazsınız. İstişare etmeden, kimseye danışmadan başınıza buyruk hareket ederseniz kamuoyu nezdinde güveninizi ve saygınlığınızı kaybeder tarihin sayfalarında iz bırakmadan kaybolur gidersiniz. Atacağınız adımları alacağınız kararları istişare ederek yetkili organlarınız ile yapmanız dilek ve temennilerimle, şahsi ihtiraslarınızdan vazgeçip şehrinizin ve halkın menfaatlerine odaklanın. Bende kamuoyunun gündeminde olan bu konuyu, belki bir daha gözden geçirir, hatalarınızdan vazgeçersiniz düşüncesi ile aşağıdaki satırlarda okuyacağınız, geçmişinizden ve tarihimizden örnekler vererek anlatmaya çalıştım.

İstişarenin en güzel örnek ve uygulamalarını Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) hayatında görmekteyiz. “İstihare eden aldanmaz, istişare eden pişman olmaz, iktisat eden (tutumlu harcayan) yoksul olmaz” buyuran Allah Resulü (s.a.v.), ashabıyla istişarede bulunduğuna dair çok sayıda örnek vardır. Daha sonra gelen halifeler de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) yolunu takip etmiş ve istişareye büyük önem vermişlerdir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer,  Hz. Osman ve Hz. Ali, istişare etmek üzere birer özel müşavere, heyeti oluşturmuşlardır.

“Tarih tekerrürden ibarettir" sözünden hareketle tarihimizi doğru araştırıp, doğru okuyup, doğru anlarsak, görürüz ki;
Selçuklularda önemli konularda büyük ve geniş katılımlı kurultay düzenlenir ve istişarede bulunulurdu. Keza Osmanlılar da bilime, âlime ve istişareye çok önem verirdi. Meclis, Divan-ı Hümayun istişare prensibine dayalı bir meclisti. Konular istişare edilir ve karar altına alınırdı

Konumuza tekrar dönersek;
İstişare sözcüğü dilimize Arapçadan geçmiştir. Ve oldukça uzun dönemlerden bu yana Türkçede kullanılmaktadır. Bu sözcük Arapçada "şara" sözcüğünden türetilmiştir. Anlam olarak "danışmak" demektir. Bir kimsenin bir konu hakkındaki görüşlerini almak olarak da açıklanabilir. İstişare sözcüğü, belli bir konuyu değerlendirmek anlamında da kullanılmaktadır. Tek bir kişinin karar vermesinin güç olduğu durumlarda konunun istişare edilmesi gerekir. İstişare konuyu farklı görüş açılarına sunmak, başkalarının görüşlerini almak anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kavram, günümüz Türkçesinde birçok yerde ve günlük kullanımda tercih edilmektedir ve birçok çalışma alanında önem taşır.

Özellikle tıp, hukuk ve kamusal konularda istişare önemli bir kavramdır.
Hekimlikte istişare, hastanın durumunun diğer hekimlerle değerlendirmesini sağlar. Hukuk ve kamusal alanlarda ise, halkı ilgilendiren önemli konuların karara bağlanması istişare edilerek sağlanmaktadır. Bu durumdan dolayı istişare, bazı yerlerde bir terim olarak da kabul edilmektedir. İstişare en az iki kişi ile yapılabilen bir eylemdir. İslamiyet’in başlangıcında da kullanılan istişare sözcüğü, o dönemlerde bir meclisi de temsil etmekteydi.

Kendilerini beğenen, başkalarının görüş ve düşüncelerine değer vermeyen idareciler, hiç kimseye danışmadan, yapacakları işlerini kendi görüş ve düşünceleri doğrultusunda çözümlemeye çalışırlar ise, her zaman yanlışlıklara sebep olurlar, fayda yerine zarar verirler. Kısaca belirtmek gerekirse, istişareye yani danışmaya, Yüce Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin sünneti olarak önem verilmelidir.
Atalarımız da "Ulu sözü dinleyen, ulu dağlar aşar" ve "Akıl akıldan üstündür" diyerek, istişarenin gerekliliğini kısa ve öz bir şekilde ifade etmişlerdir.
Selam olsun yüreğinin sesini duyanlara! Selam olsun vicdanı temiz olanlara!